AMAÇ VE KAPSAM

7. Uluslararası Dini Araştırmalar ve İnsan Sempozyumu

İnsanı Nasıl Bir Gelecek Bekliyor?
Değerlerin Dönüşümü, Dönüşen Değerler ve Geleceğin İnşasında Eğitimin Gücü

İnsanlık açısından bilgi, yaşam ve kültürün güncellendiği ve yeniden kararlaştırıldığı bir çağda yaşıyoruz. İnsanlığın tanımı, kapsamı, işlevi ve hatta belki doğasıyla ilgili çok seçenekli düşüncelerin ilk defa bu kadar görünür olduğu bir dönemi deneyimlemekteyiz. İnanç, bilgi, bilim, birey, toplum, eğitim, hukuk, adalet, emniyet, siyaset, din, sağlık, değerler ve daha birçok kapsam güncellenmekte ve yeni bir çerçeveye çağrılmaktadır. Bunun iki önemli nedeninden bahsedilebilir. Birincisi küreselleşme ve bireyselleşmenin kendilerini yenilemeye, güncellemeye gereksinim duymalarıdır. İkinci bir neden ise özellikle modernlikte “Batı” olarak kodlanmış coğrafyalar dışında yaşayan insanların modern yaşamı ve bilimi keşfetmiş olmalarından dolayı kendilerine öğretilmiş eski evrensel doğruları artık yetersiz bulmaya başlamalarıdır. Bölgesel ve yerel ölçeklerde bireyselleşmenin ve dünya genelinde küreselleşmenin getirdiği evrensel değer ve yargılar yetersiz bulunmaktadır. Birçok toplum söz konusu değerlerin yenilenmesini, kendi yerel deneyimlerinin ortak varlığa ve asgari müştereklere dâhil edilmesini ve eğitimin değiştirilerek kendi kültürlerinin merkezde olmasını talep etmektedir. Bu talep nedeniyle insan, kendini bekleyen geleceği merak etmektedir. Bununla birlikte değerlerin dönüşüm aşamasında olduğu ve bunun da eğitimle topluma benimsetilebileceği fark edilmiş görünmektedir.

“Eğitim” kelimesi, çok farklı alanlarda kullanılan bir terim olmakla birlikte temel özelliğinin “yönlendirme” olduğu söylenebilir. Farklı bir şekilde ifade edildiğinde bu, ister avcı-toplayıcı isterse modern toplumlarda olsun “kendi dışındaki bir zihni kendi kabullerine doğru yönlendirme” anlamına gelmektedir. Eğitim bir yönlendirme ise bunun neleri dışlayarak neye yönelik olacağı, tercih edilen yönün doğruluğunun meşruiyeti vb. sorular kamplaştırıcı olarak karşımıza çıkacaktır. Yine eğer eğitim yönlendirme ise bunun karşılıklı iki tarafı ilgilendireceği açıktır; “eğitim veren” ve “eğitim alan”.

Bireylerin hayatlarına kılavuzluk eden durum ötesi hedefler ile insanlara ait nitelikleri, istek, niyet ve davranışları değerlendirme ölçütleri olan değerler, toplumsal yapının oluşmasında başat bir konuma sahiptir. Bu önemli konumundan dolayı değerler, değer yargıları, değerlerin dönüşümü ve dönüşen değerler gibi konular, sosyal bilimlerdeki tüm disiplinlerin öncelikli çalışma alanlarındandır. Oluşumu, kaynakları, bireyleri ve toplumu etkileme biçimi ve gücü ile dinamik bir yapıya sahip olan değerlerin değişip değişmeyeceği; değişen ve değişmeyen değerler; yeni değerlerin toplumu nasıl etkilediği; kuşaklar arası çatışmada değerlerin etkisi gibi hususlar esasen önemini yitirmeyen ve sürekli üzerinde çalışılması gereken konulardır. Günümüzde artan teknolojik gelişmelerin bireylerin tutum ve davranışlarında oluşturduğu yenilikler ile geleneksel değerlerin uyuşmazlığı sonucunda, bir tarafta sahip olunan değerler sebebiyle yenilikleri kabul etmeyen bir kesim; öte tarafta değişmez değer ölçülerimize uygun yeni değerler üretememe sonucunda teknolojinin beraberinde getirdiği değerleri olduğu gibi kabullenme tavrını geliştiren başka bir kesim ile karşı karşıyayız. Her bir teknolojik veya sosyal yenilik beraberinde kendi değerlerini de üretmektedir. Bu bağlamda her toplum kendi değerlerini üretebildiği ölçüde özerk ve özgün bir kültüre sahip olabilmektedir.

Dünyanın ve insanlığın köklü bir dönüşüm geçirerek büyük ölçekli değişimlere hazırlandığı bir çağda, değerlerin ve eğitimin kıstaslarının neler olabileceği bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Örneğin evrensel değerlerin ne kadarının korunabileceği, tarihten gelen yerel değerlerin ne kadarının oldukları halle ve ne kadarının güncellenerek şimdiye taşınabileceği, ayrıca olgusal, kurumsal ve işlevsel karakterler bakımından geçmiş iyi deneyimlerin bugün ne kadar iş görebileceği merak konusudur. Bir bakıma dil, gramer ve iletişimin bütünüyle değiştiği bir çağa tanık olunmaktadır. Gelişen ve dönüşen bu çağda, eğitim modeli ve insanlık değerleri, insanların gereksinimlerini giderebilmekte artık yetersiz kalmaktadır. Böyle zamanlarda insan aklı; bilim ve felsefe, geçmiş tarihsel deneyimlere, farklı güncel örneklere ve eldeki güncellenmeye muhtaç evrensel değerlere daha yakından bakmayı tercih etmektedir.

Dönüşen ve dönüştüren bir süreç olarak eğitimin içinde barındırdığı önceliklerinden birisi de “değişim” dir. Buradaki değişme sadece bazı becerileri edinerek eylemsel alanda kazanılan değişim değildir. Bunun yanı sıra ve daha önemli olanı düşünce dünyasını ifade eden zihniyetin değişimi meselesidir. Modern dönemler söz konusu olduğunda ise eğitim faaliyeti “ulus devlet”in vazgeçemeyeceği bir araçtır. Her devlet için kendi “makul vatandaş” tipinin yetiştirilmesinde zorunlu eğitim kurumları ideolojik bir rol oynar. Aynı zamanda tercihe bağlı yükseköğrenim, istihdam için sağlanması zorunlu bir şart olarak sunulduğunda, bireyin eğitimi, hayatını idame ettirmede yönelmek zorunda kaldığı bir alan haline gelmektedir.

Eğitimin; kurumları, zihniyeti, süresi, müfredatı hem toplumlarda hem de aynı toplumda zaman içerisinde farklılaşmaktadır. Küresel çaptaki sorunların dayatmalarının yanı sıra, ülkemiz özelinde yaşadığımız yeni tecrübeler eğitim konusu üzerinde düşünmenin gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Cumhuriyet tarihiyle birlikte genelde yurt dışına beyin ve iş gücü ihraç eden ülkemiz, son yıllarda kendisini çok hızlı ve hazırlıksız yakalandığı yeni bir sosyolojik gerçekliğin içinde bulmuştur. Bu bağlamda Türkiye, sayıları milyonlarla ifade edilen, farklı dil ve kültürlere sahip, sadece işçi sınıfına değil toplumsal sınıfın hemen her katmanına ve meslek grubuna karşılık gelen insan topluluklarıyla kendi toplumsal alanını paylaşmak durumunda kalmıştır. Bu noktada göç eden insanların hem toplumsal adaptasyonu hem de çocuklarının ve gençlerinin eğitimi önemli bir konu olarak karşımızda durmaktadır.

Meseleye Türkiye açısından yaklaşıldığında, gündeme gelen bir diğer soru da evrensel insanlık değerleri güncellenip dönüşürken modern öncesi İslâm kimliği ve deneyimlerinden hangilerinin nasıl bugüne taşınabileceği konusudur. Örneğin spesifik bir mesele olarak medrese kurumu ile üniversiteler arasındaki bir yükseköğrenim karşılaştırması son derece gerekli görünmektedir. Böyle bir karşılaştırmada modern öncesi bir yükseköğrenim kurumu olarak medreselerin insani deneyimleri, müfredatları ve programları ile modern bir yükseköğrenim kurumu olarak üniversitelerin beraber ele alınabilmeleri gerekmektedir. Türkiye’nin geleceği için Hint, Mezopotamya, Mısır, Yunan ve Roma gibi medeniyetlere ve tarihlerine gitmek gerektiği, bununla birlikte İslâm medeniyetinin merkezi bir konumda olduğu ve yakın tarihin de bu süreçte mukayeseye imkân tanıyacağı anlaşılmaktadır.

Ulus-devlet modelleri ile ulus-ötesi modeller arasında, serbest piyasa ekonomisi ile toplumcu ve kapalı ekonomi arasında, sosyal kimlikler ile bireysel kimlikler arasında, yerel değerler ile küresel değerler arasında ciddi tereddütler mevcuttur. Artık basitçe çevrimiçi eğitim ve öğretim ile yüz yüze eğitim arasındaki bir tekno-toplum tartışmasından ziyade insan olmanın, insan kalmanın, insanca bilmenin ve yaşamın bütünüyle yeniden şekillendiği çok kapsamlı bir eğitim tartışmasına gelinmiştir. Beden eğitimi, sağlık, teknoloji, para, din, inanç, akıl, ruh, düşünce, kişi, hak ve sorumluluk kavramlarından günlük rutin alışkanlıklara değin her şey güncellenmektedir. Bu güncellemeyi yapmamış toplumlar dijital ekonomi toplumları arasına giremeyecek ve müzakere masasında etkide bulunamayacaktır.

Eğitimle ilgili model arayışları çok kapsamlı yansımalara vesile olabilmekte; sözgelimi öğrenci merkezli eğitimin devamı için serbest piyasa ekonomisinin de sürdürülmesi gerekmektedir. Yeni insanla ilgili hedeflere göre de bireysellik veya toplumculuktan biri öne çıkacaktır. Bu süreçte yaşanacağı kesin görünen dönüşümde elbette yenilenenler kadar aynı kalanların da saptanması gerekmektedir. Bu nedenle pek çok şeyin yeniden adlandırılması, mahiyetinin ve ne işe yaradığının belirginleştirilmesi elzem gözükmektedir. İşaret edilmeye çalışılan bu tarz gerekliliklerden dolayı bu yılki sempozyum temamız “İnsanı Nasıl Bir Gelecek Bekliyor? Değerlerin Dönüşümü, Dönüşen Değerler ve Geleceğin İnşasında Eğitimin Gücü” olarak belirlenmiştir.